Yazar Murat Gülsoy, bireyin anlam örgüsü yaratarak topluma bağlandığını ve sanatın insanları merak ettiği büyülü dünyayı korumak adına en önemli araç olduğunu söylüyor.

Bu merkezin müdürü olmanın yanında Boğaziçi Üniversitesi’nde yıllardır yaratıcı yazarlık kursları da veriyorsunuz. Tartışmalı bir konu bu. Siz nasıl bakıyorsunuz?

Her şeyden önce bu kursların bir sanat eğitimi olduğunu kabul ederek tartışmak lazım. Sanatın eğitimi olur mu? Bu soruyu cevaplayarak gitmek lazım. Çünkü edebiyat bir sanat zaten. Burada diğer sanat dallarına bakabiliriz. Mesela resim sanatının bir akademisi var ya da atölye çalışmaları var, müzik de öyle, ders almanız gerekiyor. Edebiyatın bir sanat olduğunu kabul edip bunun neden öğretildiği sorusu tuhaf. Tuhaf olmasının da bir gerekçesi var tabi çünkü yeni. Diğer sanat dalları öyle değil tabi. Okulları daha eski, eğitimleri de eski. Ama şu an geldiği noktada skalası geniş, bir ucu eğlence sektörüne diğer ucu yüksek sanata dayanan bir yelpaze bu. Şuna dikkat etmeliyiz; eğitimi kimden alıyorsunuz? Benim yaklaşımım bu konuda eleştirel bir yaratıcı yazarlık eğitimi vermek. Burada dikkat edilesi nokta sunulan birtakım kurallara uymak değil, oralardan yola çıkarak mevcut  olanı kırmaya çalışmak. Nâzım Hikmet, Oğuz Atay, Orhan Pamuk kendi devirlerinin edebiyat anlayışını kırdıkları için büyüktürler. Büyük edebiyatta bir devrimcilik var ve yaratıcılık da sınırları aşmakla oluşuyor aslında. Çünkü sınır demek özgürlüğü kısıtlamak demek, sanatın amacı da özgürlüğü sağlamaktır.

Yazmak, sadece kelimelerin kağıda dökülmesi değil. Yazı, bir sürü ‘hayatın’ olduğu bir mekan da aynı zamanda. Sizce nasıl bir mekan?

Malzeme kendinsin, asıl mesele senin zihninin içinde, edebiyatı güzel kılan şey de o. Romanı sonunda acaba ne olacak diye okumuyoruz. Acaba nasıl insan deneyimi bir seyir izliyor diye okuyoruz. İnsana hakikaten içeriye doğru baktıkça bir alan açıyor ve bu alan dışa doğru da genişliyor. Sanatla uğraşırken bir mekan açıyoruz. Bu sayede hayat yaşanılası ve anlamlı hale geliyor. Anlam hep birlikte ürettiğimiz bir şey. İnsanı sadece birey olmaktan çıkaran şey de, bizi birbirimize bağlayan da bu anlam örgüsü. İnsan tek başına anlam üretemez. İnsanı diğerlerinden yalıttığınız zaman aklını kaybeder. Anlamı diğer insanlarla beraber üretiyoruz. Bu topluluk halinde var olmanın olumlu tarafı, tabii bir de olumsuz tarafı var, birbirimizin özgürlüğünü kısıtlıyoruz, birbirimizin kimliğini eritmeye çalışıyoruz. Hiçbir şey tek yanlı değil. Hep bir gerilim, çatışma var. Çatışma bir fırsat sanat için, çatışmadan kaçmak değil, çatışmanın üstüne gidip orayı deşmek gerek. Muktedirlerin sanattan rahatsız olmalarının ve sanatı çeşitli yollarla (sansürle ya da taltifle) etkisiz hale getirmeye çalışmalarının ardında bu yatar. Sanat tekçi düşüncenin altını oyar. Bu yüzden sanatçılar habire iktidarları rahatsız eden işler yaparlar.  Hakiki sanat yapıtları bu çatışmalardan doğuyor. Çünkü sanat o çatlakların üzerine gidiyor, o sorunlu ve çatışmalı bölgelerden çıkıyor, sorunların hallolduğu yerlerden değil.

Röportajın tamamı için tıklayınız.

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s